Bu ay yayımlanan öncü bir araştırma, yol gürültüsü ile Parkinson hastalığı arasında tutarlı bir bağlantı ortaya çıkardı. Çalışma, 3 milyondan fazla Danimarkalı katılımcıyı 18 yıl boyunca izledi ve gürültü seviyesindeki her 11,5 dB'lik artışın bu dejeneratif hastalığın riskini yüzde 3 oranında yükselttiğini saptadı. Etki ölçülü büyüklükte olsa da süreklilik taşıyor; bulgu, işitsel rahatsızlığın ciddi fiziksel sonuçlarla ilişkisine dair kanıtları pekiştiriyor.

European Environment Agency'nın geçen yıl yayımladığı rapor, kıta genelinde 110 milyondan fazla insanın sağlığa zarar verecek düzeyde gürültü kirliliğine maruz kaldığını gösteriyor. Fizyolojik stres ve uyku bozukluğu yılda 66.000 erken ölümün yanı sıra kalp hastalığı, diyabet ve depresyon vakalarına yol açıyor. Ajansın değerlendirmesine göre gürültünün neden olduğu zarar, pasif tütün dumanına maruziyetten daha büyük.

Gürültü, düzenlemelerde ve toplumsal farkındalıkta geri planda kalıyor. UK parliamentary science and technology committee'nin 2023 raporu, gürültüyü yeterince anlaşılmamış ve düzenlenmemiş bir ihmal edilmiş kirletici olarak tanımladı. ABD'de 1972'de yürürlüğe giren Noise Control Act, tüm Amerikalılar için sağlığı tehlikeye atan gürültüden arınmış bir çevre vaat etmişti; buna karşın zararlı gürültü seviyelerine maruziyet bugün hâlâ yaygın.

Cars travelling towards Manchester city centre

Gürültünün eşitsiz dağılımı tablonun önemli bir boyutunu oluşturuyor. ABD'de 2017'de yapılan bir araştırma, daha yoksul ve siyahi ya da azınlık etnik kökene sahip sakinlerin yoğun olduğu mahallelerin ölçülebilir şekilde daha gürültülü olduğunu ortaya koydu. Varlıklı kişiler evlerini ses yalıtımıyla donatma açısından daha avantajlı. Nöroçeşitliliğe sahip birçok bireyin istenmeyen sese belirgin biçimde daha duyarlı olması da gürültünün farklı grupları farklı ölçülerde etkilediğini gösteriyor.

Karayolu trafiği en büyük kaynaklardan biri olsa da gürültü sorunu yalnızca yollarla sınırlı değil. Otomatik el kurutma makineleri ve yaprak üfleme cihazları yaygınlaştıkça, sadeleşen dekor anlayışı da kafe ve restoranları daha gürültülü mekânlara dönüştürdü. Londra Belediye Başkanı Sir Sadiq Khan, metro gürültüsünün sakinlerde yarattığı ızdıraba karşı "particularly sensitive to the misery" olduğunu söyledi; raylardaki metal tekerlek gıcırtısının yeterince ele alınmadığına dair şikâyetler geliyordu. Ancak merkez Londra'daki tüm yeni pub ve bar ruhsatlarına itiraz etmeye çalışan kampanyacıları geri çevirdi ve şu görüşü savundu: "Complaining about nightlife when you checks notes choose to live in Soho is like living in South Kensington and complaining about the museums." Kimi için rahatsız edici olan ses, bir başkası için şenlik ortamının parçası.

Gürültü, kent yaşamının kaçınılmaz bir parçası değil. Çin'in resmi istatistikleri ve saha raporları, ülkede son on yılda önemli iyileşmeler kaydedildiğini gösteriyor. Bu ilerleme yalnızca elektrikli araçların yaygınlaşması, inşaat faaliyetlerinin azalması ve gürültülü mekânların kapanmasıyla açıklanmıyor; yetkililer aynı zamanda ses bariyerleri yerleştirdi ve on milyonlarca metrekare daha sessiz yol kaplaması döşedi. Gelişmiş mühendislik çözümleri ve daha düşük hız sınırları da somut kazanımlar sağlıyor. Konutlarda ses yalıtımı ve gürültü önleyici kulaklık kullanımı ise ancak son çare olarak görülmeli.

İşitsel kirliliğin en incelikli sonuçlarından biri, bize dayattıklarından çok bizden aldıklarıyla ilgili. Hayvanlar ve hatta su bitkileri yüksek seslere karşı son derece hassas ve bu seslerden zarar görebiliyorlar. Trafik gürültüsü ağaç hışırtılarını bastırıyor; çevresindeki sesleri duymamayı öğrenenler artık kuş cıvıltılarını da fark etmiyor. Her gürültü istenmeyen değil; ancak ızdırap veren seslerle mücadele etmek, neşe verenleri yeniden deneyimleyebilmek için de gerekiyor.